Adressiz Bir Mektup


Yayınlama: 3 ay önce

Son güncelleme: 3 ay önce

Okuma süresi: 3 dakika

Güzelliği ile dönemin şair ve yazarlarını kendine aşık eden kadın: Mevhibe Beyat. Sevgilinize okuduğunuz tüm o şiirler aslında ona yazılmış olabilir.

Islıkla Çalınan Tango

Takvimler 2 Mayıs 1925'i gösterirken, Kız Kulesi'nin, o mat renkli kışlığını çıkarıp, ışıklı yazlık giysisini giyerek, boğaz'ın serin sularının üzerinde şuh bir edayla salındığı bir gün, İstanbul'da kızıl lüle lüle saçlı bir kız çocuğu dünyaya gelir. Babası aslen Niğdeli eski bir vali olan Tahsin Bey, kızlarının kendisine Tanrının yüce bir lütfu olduğunu düşünerek ona bağış, vergi ve ihsan anlamlarına karşılık gelen Mevhibe ismini verir. 

Çocukluğu Laleli'de geçer Mevhibe'nin... İlk olarak Laleli'de, 1918 yılındaki Cibali yangınından sonra, felaketzedeler için devrin ünlü mimarı Kemalettin Bey'e yaptırılmış ve ülkemizde ilk toplu konut projesi olma özelliğini taşıyan, bugün Tayyare Apartmanları olarak bilinen, Harikzedegan (Yangınzedeler) Apartmanları'nın kapısında buluşup konuşan delikanlıların Violetta'sıdır Mevhibe. O sıralarda ünlü Fransız tenor Janusz Poplawski'nin seslendirdiği ortalığı kasıp kavuran bir tangonun adıdır bu ve delikanlılar, Mevhibe onlara gülümseyerek geçerken, peşi sıra ıslıkla bu melodiyi çalarlar. O delikanlılar ki semt pazarında tarakla birlikte satılan aynalardan olurdu ceplerinde mutlaka... Ve duraklardaki film afişlerinde gördükleri artistler gibi tararlar saçlarını, ıslatarak limonla...

Mevhibe yüksek topuklu ayakkabılarının ıslıklara karışan tango ritmiyle yürür sokakta...


Akademi'nin Gilda'sı

Osman Hamdi Bey tarafından 1882'de Sanayi-i Nefise Mektebi adıyla kurulan ve 1980 yılındaki askeri darbe sonrası 1982'de çıkan kanunla akademilerin üniversiteye dönüşmesi ve YÖK'e bağlanması kararı ile bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi adını alacak olan Güzel Sanatlar Akademisi'nin en güzel ve en alımlı kızıdır Mevhibe. Aşıkları çoktur. Kızılkahve rengi, iri dalgalı, parlaktır saçları. 

Bir gün Gilda adlı bir film gelir mahalledeki yazlık sinemaya.

Gilda, ABD'li kadın oyuncu Rita Hayworth'un o yıllarda büyük beğeni toplayan  kumarhane sahibi Ballin Mundson'ın güzel ve çekici eşini canlandırdığı filmdeki, büyük bir üne kavuşmasını sağlayan karakterin adıdır. Özellikle “Put The Blame on Mame” şarkısı eşliğinde striptiz yaptığı sahne ile sinema tarihinin unutulmazları arasındaki yerini almıştır.

Ve Laleli delikanlılarının Violetta'sı Mevhibe, Gilda olmuştur artık mimar arkadaşlarının dilinde... 


Aşırı duygusal bir genç kızdır Mevhibe. Kahkahalarla güler; sonra acıklı bir konu geçtiğinde ise, hemen orada ağlamaya başlar. İncedir, kırılgandır Mevhibe; nazlıdır, üşür elleri...

Konuşurken sokakta, başını omzuna yatırır. Ürkektir biraz, utanır, çekinir... Parmakları saçıyla oynar. Derken hınzırca bir rüzgar eser, açılıverir o kısacık eteği... Sözlüklerde aşkın adı Mevhibe'dir...


Mevhibe, 1945 yılında faaliyete geçen Olgunlaşma Enstitüsü’nde resim öğretmenliği ve stilistlik yapar bir süre. Daha sonra 1953 Yılında Jack Neyir İzisel tarafından kurulan şimdi Osmanbey'de Şair Nigar Sokak'ta bulunan Neyir Mağazası’nda baş stilist olarak çalıştığını görürüz. Bu yüzden sık sık Avrupa’ya gider, defileleri izler, butikleri gezer ve oradaki modelleri görür, beğendiklerini alır, kendi tasarımlarını yaratır. Biraz memleket dokusu, biraz İstanbul, biraz da aşk katarak...


Adı Marlin

Hayattaki en yakın arkadaşıdır Melda Kaptana. Onunla güler, onunla ağlar, aşklarını, hüzünlerini, sırlarını paylaşırlar birbirleriyle. Yakın birer dost ve samimi bir arkadaştırlar. Prof. Dr. Haluk Oral'la yaptıkları sohbette, Mevhibe için ''güzel, güzelliğinden öte sıcacık bir dost'' diye söz eder Melda Hanım ve ekler ''öylesine özel ve farklı bir kadındır ki, kitap yazsanız yetmez.''

''Güzelliğini hiç önemsemez. Zaten insan sıcaklığı, insanlara anlayarak yaklaşması ve sezgisi, güzelliğinin üstündeydi.”


Çağdaş Alman edebiyatından, yaptığı çevirilerle büyük ün kazanıp, Kafka'dan çevirdiği Milena'ya Mektuplar'la 1946'da Fransız Akademisi'ne üye seçilen Türk dublaj ustası ve aynı zamanda Türkiye'nin ilk özel sanat galerisi Maya'nın da kurucusu olan Adalet Cimcoz da onu kızılkahve rengi, iri dalgalı, parlak saçları dolayısıyla Marilyn Monroe’ya benzettiği için ‘Marlin’ diye çağırmaya başlar ki o artık bir Marlin'dir...


Hisya'nın Büyüsü

Ne diyorduk, evet, tüm erkekleri ve akademili öğrencileri hatta yakınlardaki Hukuk Fakültesi'nde okuyan gençleri bile etkilemiş, peşinden koşturan, bir kahkahası için yollar katettiren Mevhibe Hanım'ın bir aşığı da uzaktan akrabası olduğunu öğrendiğim Oktay Akbal'dır. Bir ara Servet-i Fünun dergisinin yöneticiliğini de yapan Oktay Akbal sayesinde İlhan Berk, Cavit Yamaç, Naim Tirali, Özdemir Asaf, Orhan Veli, Oktay Rıfat, Melih Cevdet gibi genç şairlerle tanışır. Bu genç şairlerin şiirlerini ulaştırır Oktay Akbal Mevhibe Hanım'a... 

Oktay Akbal ''Şair Dostlarım'' adlı kitabında yakın dostu şair Özdemir Asaf'tan bahsettiği satırları okuyalım.


“Bir aralık aynı sevgiliye tutulmuş gibiydik. Rüzgar der demez saçlarının dağılmasını istediğimiz bir sevgili. Bu insanı biz bütün şiirlerimizde, yazılarımızda, ilk gençlik düşlerimizde aradık, bulmaya çalıştık. Kâh bulduğumuzu sandık, kâh elimizden kaçırdık...

Bazen Özdemir’le karşılıklı oturur, ya da sokakta uzun uzun yürürdük... Tek kelime konuşmadan... Ya da konuşurduk... Maçtan sinemadan en ufak şeylerden.. Üzerine söz edilince sanki, büyüsü kaçacakmış gibi bazı konulardan uzaklaşırdık... Bunları konuşmadan yaşardık.”


Bir çok aşk konulu hikayesinde Hisya'dan söz ettiğini okuruz Oktay Akbal'ın. Daha sonra anlaşılır ki Adalet Cimcoz'un Marlin'i bu kez de Hisya oluvermiştir onun hikayelerinde. Oktay Akbal'ın Hisya'sıdır artık o. Büyüsü kaçar diye konuşulmayan ve hep susulan...


Özdemir Asaf da yakın dostu Oktay Akbal gibi, Mevhibe’ye sırılsıklam aşıktır. Saçlarını düşünür. Onun o kızılkahve rengi, iri dalgalı, parlak saçlarını...


''Bilmiyorum ne vardı saçlarında

Rüzgar delice mi eserdi 

Gözlerim mi öyle görürdü yoksa 

Saçlarının her hali hoşuma giderdi''


Onun en yakın arkadaşı Melda Kaptana'dan öğrendiğimize göre korkunç bir sezgi gücü vardır Mevhibe Beyat'ın. Yüzünüze bakar bakmaz, sizi tanır, anlar; ruhunuzun en derin köşelerine kadar kavrar. Küçücük bir bakıştan, mimikten, jestten tüm karakter haritanızı çıkarabilir. 

Ki Özdemir Asaf bu yüzden ona ‘Öldürmekten daha beter anlıyorsun insanı’ demiştir. Çok keskin gözleri vardır.


İki Kişilik Yalnızlıklar

Aşıkları peşinden koşadursun, o bir çok şaire ilham perisi olmuş, güzelliğiyle şairler ve yazarlar arasında nam salmış Mevhibe Hanım kimseye aşık değildir. İlk aşkı, kendisinden 11 yaş büyük olan ünlü ressam ve aynı zamanda Güzel Sanatlar Akademisi'nden hocası ressam Edip Hakkı Köseoğlu’dur. Ne var ki çevresi ona bu ilişkiyi pek uygun görmez. 

Bir süre sonra ayrılırlar. Mevhibe Hanım İlhan Selçuk'a kaptırmıştır gönlünü bu kez. Yakın arkadaşı Melda Kaptana’nın oğlu Ahmet Koman’a yazdığı bir mektupta öğreniyoruz herkes onun peşinden koşmasına rağmen, hayatındaki iki büyük aşkının kim olduğunu: 

“Hayatımın iki büyük aşkından biri ressam Edib Hakkı Köseoğlu’ydu. Diğeri malumunuz, İlhan Selçuk!”

Şimdiki Cumhuriyet Gazetesi baş yazarı ve yayın kurulu başkanı, ünlü gazeteci İlhan Selçuk'la 1952 yılında evlenirler. İlk evliliğidir bu. Hukuk Fakültesi'nden mezun olalı iki yıl olmuştur ve henüz ilk yazısı yayımlanmıştır İlhan Selçuk'un... 

Ama ne yazık ki Mevhibe Hanım, ''fırtınalı bir ilişkinin tensel terinde köpüklenen dalgasını yaşarken, gönüllerde dolaşmanın çekiminden'' vazgeçemediği için yolları ayrılır İlhan Selçuk'la. 

Gelelim ikinci evliliğine... Tiyatrocu arkadaşı Mücap Ofluoğlu'nun kurduğu oda tiyatrosunda kostüm tasarımcı olarak çalışırken onun vasıtasıyla tanıştıkları ve beyaz perdenin o zamanlar yeni yeni parlayan yıldızı, şen şakrak sesiyle "yeşşe" diyerek halkın gönlünde taht kuracak olan Öztürk Serengil! Lakin bu evlilik de pek uzun ömürlü olmaz. Bir başka deyişle, fazla ''yeşşe'mez.'' 

Son evliliğini ise onun ilk eşi olan İlhan Selçuk’un avukatı Gülçin Çaylıgil’in kardeşi, senarist, yönetmen, gazeteci Arda Uskan’ın dayısı, fotoğrafçı ve Yeşilçam'ın görüntü yönetmeni Muhlis Hasa ile yapar.


Bitmemiş Şiir

Fırtınalı aşklarla ve kısa süren evlilikleriyle geçen hayatı boyunca bir çok isim takılmıştı Mevhibe Hanım'a. Önceleri Violetta'ydı o. Bir ara Gilda diye anılmaya başlandı. Sonraları Marlin diye çağrılır oldu.

Hisya'ydı adı sonra. Hikayelerdeki Hisya. Ama onun ölümsüzlüğe kavuşmasını sağlayacak olan bir adı daha vardı ki platonik olarak kalan bir gizli aşkın ürünü bir şiirin de ismiydi bu. Lavinia! Evet, Oktay Akbal'ın Hisya'sı, dillerden düşmeyen Lavinia'ydı artık Özdemir Asaf'ın unutulmaz dizelerinde. 

Kral Latinus’un kızıydı Lavinia; Vergilus’a göre Roma yakınındaki on üç sunaklı tapınağıyla ünlü Latvinium kenti Lavinia’nın onuruna kurulmuştur.

Yıl 1960'tır. Özdemir Asaf o ünlü edebiyat matinelerinin birinde, kendine özgü peltek diliyle sahnede şiirlerini okur. ''R'' özürlüdür Asaf. Alkışlara iki elini birden kafasının iki yanına götürerek çift yanlı asker selamıyla, gülümseyerek karşılık verir ve yoğun istek üzerine gösterisine adeta adressiz ve pulsuz bir mektubu okur gibi ‘Lavinia’ şiiriyle son verir... 


Sana gitme demeyeceğim

Üşüyorsun ceketimi al

Günün en güzel saatleri bunlar

Yanımda kal


Sana gitme demeyeceğim

Gene de sen bilirsin

Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim

İncinirsin

 

Sana gitme demeyeceğim 

Ama gitme Lavinia

Adını gizleyeceğim 

Sen de bilme Lavinia 


Göndereni bellidir mektubun. Ama gideceği kişinin adını ve adresini gizlemiştir Özdemir Asaf. 

Mevhibe Beyat 11 Eylül 2007'de hayata gözlerini yumdu. ''Herkesin bir hikayesi vardır ama herkesin bir şiiri yoktur'' demişti şair. Bu Mevhibe Beyat'ın şiiriydi. Lavinia'nın şiiri. Hikaye bitti. Ama şimdi notalarda ve sevgililerin dillerinde, Özdemir Asaf'ın dizeleriyle, sonsuza kadar yaşayacaktır Lavinia...

Ve mektup böylece adresine ulaşır...


2007

Ömür Bingül


Yorumlar

Yorum Yap

Benzer İçerikler
Mevhibe Beyat Lavinia Özdemir Asaf sanat edebiyat şiir kim kimdir