Çanakkale'de mermiden daha çok acıtan gerçekler...


Yayınlama: 3 ay önce

Okuma süresi: 3 dakika

1915'in baharında savaşılan tek şey düşman askeri değildi. Öyle dertler vardı ki ölebilmek ve şehit mertebesine ulaşabilmek şanstan sayılıyordu...

Çanakkale 1915...

Bu tarihte hala ölmemiş bedenler selam duruyor.

Bu zaferi elde edebilmek için nasıl sıkıntılar çekilmiş, ne zulümlere katlanılmış kağıtlara döksek sayfalar yetmez.

Biz bu yazıyla sadece tarihin tozlu sayfalarına küçücük bir ışık tutmak istedik.

Çanakkale topraklarında milyonlarca kişi sadece düşmanla savaşmıyordu.

Öyle dertler vardı ki mermiden daha acıydı...

***

Ağustos ayının sonlarına gelindiğinde müttefik cephesinde ölenlerin sayısı neredeyse 45.000 civarındaydı. 

Yaralıların sayısı çılgınca artıyor, hastaneler ve sıhhiye hizmetleri hiçbirine yetişemiyordu. Sıcağa, pisliğe,

karasineklere, sivrisineklere, toza, kötü beslenmeye hele her tarafı sarmış olan bite dayanmak imkansızdı.

Dizanteri salgını savaş kadar yıkıcıydı. Tedavi için gidenler, çaresizce geri dönüyordu.

Türk cephesinde de durum pek iç açıcı değildi. Salgınlar çiğ gibi büyüyordu, önlemek için gerekli

malzeme ve ilaç temininde büyük güçlük çekiliyordu. Siperler mecburen birbirine yakın kazılıyor,

siperde kalan cesetler, kan, pislik, sinekler ve bit, hastalıkların kolayca yayılmasına neden oluyordu.

Su yoktu; olan da temiz değildi. Müttefiklerin suyu uzaktan, gemilerle adalardan gelmekteydi.

Bunlar ve az sayıdaki kuyudan elde edilen sular, pompalarla depolara basılıyor, depolar, su yolları ve borularla daha küçük haznelere bağlanıyordu. Suyu mikroplardan arıtmak için çok çaba harcanıyor ancak her gün binlerce kişinin öldüğü, yaralandığı, telef olduğu bu cehennemde ne yapılsa yeterli olmuyordu.


Sıtma;

Sıtma tüm cepheler ve cephe gerisindeki kamplarda görülüyordu. Cibinlik koruması da fayda etmiyordu.

Boğazdaki başkomutanlıkta çeşitli kalelere dağıtılmış kıtalarda sıtmaya sıklıkla rastlanıyor, sivrisinekle mücadele için herkes gecesini gündüzüne katıyordu. Biriken suları boşaltacak drenaj çukurları açtırıldı.

Ancak bunun yeterli olmadığı yerler veya mümkün olmadığı durumlar vardı ve hiç de az değillerdi.

Hatta bazen alışılmadık yöntemlere de başvuruldu. Ateş yakarak sinekleri kaçırmak gibi yöntemler...

Bu yöntem bugünlerde bile kullanıyor. Fakat o günün şartlarında ateş yakarak sinek kovalamaya çalışmanın tek sebebi yokluğun getirdiği çaresizlikti.


Tifüs;

Tifüsün yayılmasının en önemli sebebi olan bitlere rağmen bu hastalık çok yaygın değildi.

Tabi hiç görülmüyor da değildi. Sıtma şüphesiyle çıkartma birliğinden dönen bir subay, filo komutanına geldiğinde yığılarak yere düşüyor ve bitlendiği anlaşılıyordu.

Buna rağmen başarı sağlandı ve tifüs görülmesine rağmen salgın haline ulaşması engellendi.


İskorbüt;

Mart ayında 5.Ordu'da yetersiz beslenme sebebiyle büyük bir iskorbüt salgını yaşandı. 

Bu salgınla karşı bol miktarda yeşil sebze ve salata tüketimini attırarak mücadele edilmeye çalışıldı.

Yaklaşık 1000 vakaya ulaşan salgını hızlı bir şekilde önlenmeye çalışıldı.


Hastaneler, Yaralılar, Ameliyatlar, Dezenfektasyon

Ağır yaralıların tedavisinde doktorlar yetersiz kalıyorlardı; daha doğrusu ellerindeki imkanlar yetersizdi. Cerrahların yükü çok ağırdı. Yaralıların büyük kısmına eksik tedavi uygulandığı oluyor, bunun sonucunda yaralılar, ıslak bandajlar içinde yatıyordu.

Morfin dağıtımı özellikle hastanelerde yetersizdi. Kesinlikle yanlış olduğu halde karnından vurulmuş olanlara daha dördüncü gününde ekmek ve katı yiyecekler verilebiliyordu.


Yara Tedavisi

Yaralı çok acı çekiyorsa morfin veriliyordu. Özellikle akciğerlere doğru olan kanamalarda morfin kullanılıyordu.

Yaralanmalarda iltihaplanmalara çok sık rastlanıyordu. Yaranın çevresindeki ölü dokuyu temizlemek çok önemliydi.

Fakat kıyafetler yaraya yapışıyor, bu durumda kumaş parçalarını ayıklamak yaralıya çok acı veriyordu.

Yaraya kaynamış veya derinin, dokuların içine karışmış olan bu bez parçalarını veya tüyleri ayıklamak için yumuşatıcı niteliği olan borik asit, merhem veya vazelin uygulanıyordu.

İngiliz donanmasındaki yüzen hastaneler dışında, sargı yerlerindeki veya sahra hastanelerindeki müdahalelerde altın kural, kurşunu çıkartmamaktı. Yüzen hastaneye gönderilen bir yaralı, burada yeniden ameliyat edilebiliyordu. Karın yaralanmalarında ise durum daha ümitsizdi. Bu tür yaralara müdahale etmek çok riskliydi. Çok kan kaybedilmiş oluyor ve yaralı genellikle ölüyordu.


Şoklar

Şok, yaralı bir asker için ölüm anlamına geliyordu. Bugün de olduğu gibi 1915 tıbbında şoka yapılacak ilk müdahale, hastayı sıcak tutmak, ısıtılmış tuğla veya taşları vücuduna sarıp üşümemesini sağlamak, battaniye örtmekti.

Şok tedavisinde kullanılan ilaç ise morfindi; morfin atropinle birlikte veriliyordu. Atropin, kalp takviye edici özelliğinin yanı sıra, morfinin tek başına kullanıldığında sebep olduğu kusmaları da engelliyordu ki kusmak, özellikle baş, göğüs ve karın yaralanmalarında ölüme yol açabiliyordu.

Şok durumunda ise fazla kan kaybı tansiyonun aşırı düşmesine neden oluyor bu da ölüme yol açıyordu.

Bu durumda tansiyonun düşmesini engellemek için damardan tuzlu su veriliyordu. Tuzlu su vererek kan dolaşımındaki sıvının miktarını arttırmak böylece tansiyonun yükselmesini sağlamak, günümüzde de şok tedavisinde uygulanmaktadır. Kan verme işleminin 1915'te henüz uygulanmadığını burada kaydetmekte yarar var.

İlk olarak 1919'da uygulandığını biliyoruz. Ancak o gün ki kan alma yöntemleri o kadar acı vericiydi ki kan veren kişi bir hafta izinli sayılıyordu.


Ameliyatlar;

Savaş alanı gerisindeki hastanelerde ameliyat ciddi bir karardı. Enfeksiyon riski çok yüksekti ve ameliyat donanımı yeterli değildi.

Donanma hastanesine veya sahra hastanelerine gidebilecek kadar dayananlar şanslıydı. Ancak çok kritik durumlarda doktor ameliyata karar veriyordu.

Omurga, göğüs, kafa ve karın yaralanmalarının çoğu ölümle sonuçlanıyordu.

Daha önce de anlatıldığı gibi ameliyata gerekirse uyuşturucular da kullanılarak yaranın temizlenmesiyle başlanıyordu.

Yarayı çevreleyen ölü doku, iyot ile temizleniyor, büyük taş, deri, kumaş parçaları, forsepslerle ayıklanıyordu.

Daha sonra yara saf hidrojen peroksit ile yıkanıyordu. Tüm ölü deri ve zarar görmüş dokular makasla kesiliyor ve yabancı cisimler ( çok derinde değilse ) yumuşak bir antiseptikle ve dikkatle temizleniyor, yumuşatıcı bir merhemle örtülüyordu.

Yaranın mikroplanmasını önlemek için çok dikkat sarf edilmesine rağmen Çanakkale Savaşı'nın en büyük belalarından biri, enfeksiyondu.

Doktorlar ve yardımcıları beyaz önlükler giyiyorlardı. Ameliyathanede ellerinde sterilize edilmiş beyaz havlularla hazır bekliyorlardı.

Borik asit, limon tuzu ve ılık sudan müteşekkil bir karışım antiseptik olarak kullanılıyor, genellikle sıcak olarak uygulanıyordu ve ardından yara havluyla korunuyordu. Her zaman kaynatılmış su kullanılıyordu. Fakat kışın bile su kıtlığı çekiliyordu. Tankların donması, su ikmalini imkansız hale getiriyordu.



Yorumlar

Yorum Yap

Benzer İçerikler
çanakkale çanakkale savaşı