Kelime: Fes
Kökeni: "(Fas şehrinin adından)" kelimesinden Türkçeye geçmiştir.
Anlamlar:
1. Şapka yerine kullanılan, kırmızı, kalın çuhadan yapılmış, tepesinde püskülü olan, silindir biçiminde başlık
Özelliği / Tipi / Türü: Isim - Eskimiş
Örnek: "Geriye doğru basık, yalın kat destarlı fesinde her zaman bir çiçek takılıdır."
İçinde Fes geçen birleşik ve kökteş kelimeler: fes rengi, canfes, dalfes

Fes hakkında eş anlamlı kelimeler
Fes eş anlamlısı
fes kelimesinin eş anlamlı sözcükleri : Kırmızı

Fes hakkında zıt (karşıt) anlamlı kelimeler
Fes zıt anlamlısı
Fes kelimesinin zıt anlamlı sözcükleri : Sonuç bulunamadı!
Diğer dillerde Fes
İngilizce: FEZ
Spanish: FEZ
German: Fes
French: Fès
Italian: FEZ

Fes ile ilgili atasözleri
Aşağıda Fes hakkında ve içinde Fes kelimesi geçen, Fes ile başlayan veya biten atasözleri örnek olarak verilmiştir.
Atasözü: ayağında donu yok, fesleğen ister (takar) başına
Anlamı: yoksulluğuna bakmayarak süs ve gösteriş yapmak ister.
Atasözü: baş kırılır (yarılır) fes (börk) içinde, kol kırılır yen (kürk) içinde
Anlamı: aile içindeki, arkadaşlar arasındaki uyuşmazlıklar yabancılara duyurulmamalıdır.
Atasözü: bülbülü altın kafese koymuşlar, 'ah vatanım' demiş
Anlamı: kişi, başka yerlerde ne kadar rahat ve mutlu olursa olsun yine de kendi yurdunu özler.
Atasözü: kuşa kafes lazım, boruya nefes
Anlamı: bir şeyden yararlanmak için kullanılacak araç, onun niteliğine uygun olmalıdır.
Atasözü: nefesine güvenen borazancıbaşı olur
Anlamı: başarabileceğinize eminseniz büyük işlere girişiniz.

Fes ile ilgili deyimler
Aşağıda Fes hakkında ve içinde Fes kelimesi geçen, Fes ile başlayan veya biten deyimler örnek olarak verilmiştir.
Deyim: açlıktan nefesi kokmak
Anlamı: yoksulluk içinde bulunmak.
Deyim: arkasında yumurta küfesi yok ya! (olmamak)
Anlamı: sırtında yumurta küfesi yok ya!
Deyim: (bir şey, birinin) vazifesinden olmak
Anlamı: bir şey o kimsenin görevleri arasında olmak.
Deyim: (biri) vazifesinden olmak
Anlamı: görevini yitirmek.
Deyim: canfes gibi
Anlamı: ince, taze ve sinirsiz (asma ve dut yaprağı).
Deyim: fesat çıkarmak (fesada vermek)
Anlamı: ara bozmak, ortalığı karıştırmaya çalışmak, insanları birbirine düşürecek işler yapmak.
Deyim: fesat karıştırmak
Anlamı: hile yapmak: '... resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma ... suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar.' -Anayasa.
Deyim: fesini havaya atmak
Anlamı: sevinmek.
Deyim: fitne fesat çıkarmak
Anlamı: 1) ara bozucu söz söylemek; 2) ara bozucu davranışta bulunmak.
Deyim: geniş bir nefes almak
Anlamı: sıkıntılı bir durumdan kurtulmak, ferahlığa kavuşmak.
Deyim: kafes gibi
Anlamı: zayıf, kuru veya delik deşik.
Deyim: kafese girmek
Anlamı: argo 1) aldatılıp kendisinden çıkar sağlanmak; 2) hapse girmek.
Deyim: kafese koymak
Anlamı: argo aldatıp çıkar sağlamak: 'O, ya birisini batırmak yahut da kafese koymak için ziyafet çekerdi.' -S. F. Abasıyanık.
Deyim: kuş kafesi gibi
Anlamı: ufak ve güzel (yapı).
Deyim: mide fesadına uğramak
Anlamı: çok ve çeşitli yiyecekler yemekten midesi bozulmak.
Deyim: nefes aldırmamak
Anlamı: dinlenmesine fırsat vermemek, aralık vermemek.
Deyim: nefes almak
Anlamı: 1) havayı ciğerlerine çekmek, soluk almak: 'Nefes aldıkça içime kurum ve is kokusu doluyor sanıyorum.' -R. E. Ünaydın. 2) dinlenmek; 3) ferahlamak, rahatlamak: 'Bu telgrafı okur okumaz, geniş bir nefes aldım.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 4) mutlu bir biçimde yaşamak: 'Gezecek, eğlenecek, nefes alacak hiçbir yer yok.' -M. Ş. Esendal.
Deyim: nefes çekmek
Anlamı: 1) sigara veya başka bir şeyin dumanını içine çekmek: 'Ramazan sigarasının izmaritinden birkaç nefes çekti.' -Ç. Altan. 2) esrar içmek.
Deyim: nefes darlığı çekmek
Anlamı: solumada sıkıntı yaşamak: 'Nefes darlığı çeker, sık sık tedavi olmak için başka şehirlere gider gider gelirdi.' -A. Kulin.
Deyim: nefes etmek
Anlamı: boş bir inanışa göre, rahatsızlığı, illeti geçirmek için okuyup üflemek: 'Ahalinin büyük bir kayıtsızlıkla 'çiçek' ismini verdiği frengiye nefes eder, tütsü yapardı.' -R. H. Karay.