Kelime: Kılmak

Anlamlar:

1. Etmek, yapmak

Özelliği / Tipi / Türü: Yardımcı fiil


Kılmak eş anlamlısı

Kılmak hakkında eş anlamlı kelimeler

Kılmak eş anlamlısı

kılmak kelimesinin eş anlamlı sözcükleri : yapmak , etmek


Kılmak zıt anlamlısı

Kılmak hakkında zıt (karşıt) anlamlı kelimeler

Kılmak zıt anlamlısı

Kılmak kelimesinin zıt anlamlı sözcükleri : Sonuç bulunamadı!


Kılmak ile ilgili 2 örnek cümle

"Kılmak" kelimesini bir cümle içinde kullanmak gerekirse, aşağıdaki cümleler gerçek veya mecaz anlamı ile "Kılmak" kelimesinin cümle içinde kullanımına örnek gösterilebilir.

1. Sözü etkili kılmak için bağırmak gerekmez

2. Sabah namazını kılmak için erken uyanmıştı


Diğer dillerde Kılmak

İngilizce: Make

Spanish: Hacer

German: - Ja.

French: Faire

Italian: Fare


Kılmak ile ilgili atasözleri

Kılmak ile ilgili atasözleri

Aşağıda Kılmak hakkında ve içinde Kılmak kelimesi geçen, Kılmak ile başlayan veya biten atasözleri örnek olarak verilmiştir.


Kılmak ile ilgili deyimler

Kılmak ile ilgili deyimler

Aşağıda Kılmak hakkında ve içinde Kılmak kelimesi geçen, Kılmak ile başlayan veya biten deyimler örnek olarak verilmiştir.

Deyim: ağzına takılmak

Anlamı: bir sözü konuşması sırasında bilinçsiz bir biçimde sürekli söylemek.

Deyim: aklı (bir şeye) takılmak

Anlamı: zihni bir şeyle sürekli olarak uğraşmak: 'Aklı bir şeye takılmış gibiydi komiserin, konuşuyor boyuna.' -N. Hikmet.

Deyim: art eteğinde namaz kılmak

Anlamı: çok temiz huylu olmak.

Deyim: başı sıkılmak (sıkışmak)

Anlamı: herhangi bir güçlük karşısında kalmak, bunalmak: 'Baba dostu bir adam, başı sıkıldıkça Edip Münir ona koşar.' -H. R. Gürpınar.

Deyim: (bir işin, bir kimsenin) arkasına düşmek (takılmak)

Anlamı: 1) bir işi sona erdirmek için sıkı çalışmak; 2) birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek: 'İstanbul'da ne kadar şair, hikâyeci varsa hepsinin arkasına düşüyor, hepsiyle tanışıyordu.' -B. R. Eyuboğlu.

Deyim: (bir şeye) gözü (gözleri) takılmak

Anlamı: dikkati çeken bir şeyden bakışlarını ayıramamak: 'Gözleri başka bir sahifenin ortalarına takıldı.' -P. Safa.

Deyim: (bir şeye) zihni takılmak

Anlamı: 1) yanlış bir kanıya takılıp kalmak; 2) çözülmesi gerekli bir konu üzerinde durmak.

Deyim: (birinin) üstüne yıkılmak

Anlamı: yamanmak: 'Kız belli ki seni gözüne kestirmiş. Üstüne yıkılmak istiyor.' -E. İ. Benice.

Deyim: canı sıkılmak

Anlamı: 1) içi sıkılmak, yapacak bir işi olmamaktan tedirginlik duymak: 'Bir an daldı. Durup dururken canı sıkılmıştı.' -E. Şafak. 2) öfkelenmek: 'Belki de kitapları bedavaya getireceğimi düşündüğü için canı sıkılıyor.' -A. Ümit. 3) üzülmek: 'Atölyede bellediğim dünya kadar söze gazetelerde, kitaplarda rastlamayınca enikonu canım sıkılıyordu.' -B. R. Eyuboğlu.

Deyim: cemaatle namaz kılmak

Anlamı: imama uyarak namaz kılmak.

Deyim: dengeli kılmak

Anlamı: huzura, düzene kavuşturmak: 'Sevgimde bir azalma olsaydı, bu bir bakıma beni dengeli kılardı.' -E. Bener.

Deyim: dünya başına yıkılmak

Anlamı: çok sıkılmak, umutlarını yitirmek: 'Defteri abimin elinde görünce, dünya başıma yıkıldı, basbayağı gözlerim karardı.' -A. Ağaoğlu.

Deyim: entel takılmak

Anlamı: argo bir süre entel gibi yaşamaya, onların yaptıklarını yapmaya çalışmak.

Deyim: gerekli kılmak

Anlamı: icap ettirmek.

Deyim: gönlü takılmak

Anlamı: 1) bir şeye karşı ilgi duymak; 2) aşk ile sevmeye başlamak.

Deyim: hükümsüz kılmak

Anlamı: yürürlükten kaldırmak, iptal etmek.

Deyim: içi sıkılmak

Anlamı: bunalmak: 'Sekiz saattir trendeyim. Tren boş ve neşesiz. İçim sıkılıyor.' -A. Haşim.

Deyim: kafası (kafasına) takılmak

Anlamı: zihni bir şeyle sürekli olarak uğraşmak: 'Bu soru kafasına takıldıkça gülüşü mide spazmı geçirir gibi oluyordu.' -T. Buğra.

Deyim: karar kılmak

Anlamı: birçok şeyi deneyip birini seçmek: 'Tekrar masa başına dönmekten zevkli bir iş bulamayacağımda karar kıldım.' -F. R. Atay.

Deyim: kına (kınalar) yakmak (koymak, sürmek, vurmak, yakınmak, yakılmak)

Anlamı: 1) kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek: 'Bazıları bütün ele, avuçlara değil, yalnız bir tek parmağın baş kısmına kına koyarlardı ki buna yüksük kına tabir olunurdu.' -R. H. Karay. 2) mec. birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek.